Ya barbarlık içinde yokoluş ya sosyalizm

Ya barbarlık içinde yokoluş ya sosyalizm


Emekçi insanlık 20. yüz yılın ilk çeyreğinde emperyalist haydutların vahşi kar güdüsü ile dünyayı yeniden paylaşmak için giriştikleri savaşlara, yıkımlara tanıklık etti. Bu savaşlarda milyonlarca emekçi ölüme sürüldü. Her türlü yıkım, vahşet, açlık ve acı bir arada yaşandı. Bu acıların bağrından devrimler filizlendi. İlk ses tüm görkemi ile Rusya’dan yükseldi. Rusya’nın proleterleri ve tüm emekçileri 17 Ekim 1917’de kendi iktidarlarını kurdular!

Onların sesleri, emperyalist barbarlığın yıkım ve talan politikalarından etkilenen tüm dünya halkları, işçi ve emekçilerinin sesleri ile birleşiyordu. Proletarya ve emekçiler barbalık içinde yok olmakla, onu yıkmak arasındaki tercihte onu yıkmayı ve kendi dünyalarını kurmaya yönelmişlerdi! Dünyayı kasıp kavuran emperyalist vahşet yeni bir dünyanın zorunluluğunu gösteriyordu. Aynı zamanda işçi ve emekçilerin bu güce sahip olduklarını. Alman işçi sınıfı ve emekçileri de vahşi ve can çekişen sermayenin karşısına bunun gücü ve iradesi ile çıktılar. Rosa Luksenburg, Karl Liebknecht, yoldaşları ve ayaklanan işçilerin vahşice katledilmeleri ile bastırılan bu kabarış, uluslar arası sermayenin el birliği ile kanlı bir şekilde bastırıldı! Fakat Rosa’nın da katledilmeden önce söylediği gibi devrim davası asla bitmedi, bitmeyecek! Er ya da geç "Vardım, varım, varolacağım" diyecektir... Çünkü emperyalist kapitalizmin vahşi yüzü ile proletarya ve emekçilerin ilelebet bir arada yaşamaları mümkün değildir!

Şimdi 21. yüzyılın ön günlerindeyiz. İşçi ve emekçiler barbarlığın sömürü ve talan politikaları ile yine kanatılıyorlar. Hegemonya ve güç savaşları yine keskinleşiyor. Bunun faturası yine işçi ve emekçilere çıkarılıyor. Bir yanda işgaller, savaşlar! Bir yanda, tüm demokratik ve sosyal kazanımların gasp edilmesi yaşanıyor! Çalışmanın da yaşamın da kölelik sınırlarına çekilmesi hedefleniyor! Açlık orduları yaratan bir yıkım ve talan yaşanıyor. Emperyalist kapitalizmin ulaştığı teknolojik olanaklar onun vahşi sömürüsünü derinleştirmenin aracı oluyor. Dünyanın her yerini vahşi emek sömürüsü cennetlerine çevirmekte kullanılan bir silaha dönüşüyor. Dünya işçi ve emekçilerini iş ve ekmek uğruna birbirleri ile rekabet eder konuma sürmek için elinden geleni yapıyor! Emekçileri dinsel, ulusal, yerli-yabancı gibi yapay ayrımlarla bölerek yapıyor bunu. Kendi iğrenç kar güdüsü ile yarattığı yıkımları bu ayrımlarla perdelemeye çalışıyor!

Bir zamanların "refah ülkeleri" miti de yıkılıyor! Avrupa’da enflasyon giderek artıyor, işsizlik temel bir sorun haline geliyor. Tüm sosyal kazanımlar gasp edilirken, ardı ardına çıkarılan faşist yasalarla demokratik kazanımlar da gasp ediliyor! Ve sermaye bu saldırılarının arkasındaki azami kar güdüsünü gizlemek için her yolu deniyor. Yerli emekçilere göçmenleri hedef gösteriyor. İşsizliğin, kölece çalışma ve yaşam koşullarının yaratacağı öfkenin kendisine patlamaması için milliyetçi ön yargıları kışkırtıyor, faşizmin toplumsal bir taban bulması için uğraşıyor.

Fakat bunlar geçici perdeler olabilir ancak! Çünkü kapitalist barbarlık koşullarında işçi sınıfı ve emekçiler er ya da geç kendi iktidarlarından yana tercih yapacaklar! Bir ağ gibi dünyanın her yerine yayılan kapitalist üretim, er ya da geç dünya işçi sınıfının ve emekçilerinin kolektif isyanının alt yapısı olacak! Emperyalist kapitalist barbarlığın kar güdüsü ile dünyanın her yerine bir ahtapot gibi uzattığı kolları birleşerek onu boğacak!

21. yüzyılın ön günlerinde yaşadıklarımız devrimin zorunluluğunu daha fazla haykırıyor. Rosa Luksenburg, Karl Liebknecht ve tüm devrim neferlerini mücadelemizde yaşatacak, 21. yüzyıla sosyalizmi yazacağız!

-Biz kazanacağız!
-Ya barbarlık içinde yokoluş ya sosyalizm!

Ocak 2008
Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği

Hiç yorum yok: