Yaşamın önünde yürümek
Dizideki Diğer Yazılar
- Onları anmak onlardan öğrenmektir
- Tohumdun bayrak oldun
- Lale Çolak: Devrim rüzgarının kızı...
- Komünist gelişmede kesintisizliğin adı
- O bir devrim fidanıydı!
- Önder Çakmakçı'yı ölümsüzlüğe uğurladık
- Eralp Yazar: Geleceğin temsilcisi, geçmişin mirası
- Proletarya kazandı: Azmi Akan
- Bir su damlası: Uğur
- "Kendini yaratan komünist"
- "Sana bir haberim var..."
- Devrimci proleter bir yaşam
- Anlamlı yaşam yiğitçe ölüm
- Eylem adamı
- Ablasının anlatımıyla "Ulaş"
- Osmanca gülümsemek Osmanca yürümek...
- Tahsin, tahsin... parti, parti!...
- "Sıra neferi"
- "Hücuummm!..."
- Yapıcılar türkülerini hala söylüyor
- "Yaşayan kimdir gerçekte, ölen kim?..."
- Metin Aydın tüm varlığıyla önderdi
- Zor koşulların adamı: İsmail Cüneyt
- Bizsiz olmaz bu işler
- "O bir devrim şehidi"
- Ali Çamyar: Parti disiplini, parti yaşamı
- Hem çağının misafiri, hem yapıcısı
- Atilla Acartürk' e dair...
- Üç kızıl bayrak...
- O gece...
- Tuncay'a dair
- Azmi Akan "Hep en öndeydi"
- Uğur Yoldaşın mezarı başındaydık
- Okan denince...
- Osman aramızda
- Faşizmin karartamadığı gözler
- Gözlerinde parti ışıltısı
- Yaşadım diyebilmek için
- İlkelerin militanı
- Devrimci sınıfın devrimcileri
- Devrimciye kurşun: Ali Algül
- Devrim işçisi Hamido
- Gelecek perspektifi
- Osmanca yürüyüş
- Osman'ı düşünürken
***
Şaban‘ın da Sezai‘nin de ortak özelliği, yaşamdan keyif almasını bilen ama aynı zamanda yaşamı kendi programlarına uyduran, yaşamın düzen bozucu akışına kaptırmayan, yaşamın dinamizmine ve ihtiyaçlarına hemen yanıt verebilen komünistler olmalarıydı. Düşünce tembeli değillerdi. Hiçbir anlarında “boşluk” yoktu. Belki herkes mücadelenin şu ya da bu sorununu çözmeye yoğunlaştığını söyleyebilir, fark neredeydi? Onların, her konuda ML bakış açısıyla söyleyecek bir sözleri vardı. Entelektüel bir tarzda değil, karşılarındakini ML çizgiye getirecek bir direksiyon gibiydiler. Bu göze batmazdı, profesyonel devrimci tanımlamasının ifadesiydiler.
İkisinde de yaşamın önünde gitme vardı. Belirleyici özellikleri buydu. Önderlik etmek ML’in temelidir; farkı, yaşamı yorumlamak değil değiştirmektir. İş bittikten sonra yorumlamak, ML değildir. ML verili durumu değiştirip, dönüştürmek amacıyla programlamaktır. Doğuştan organizatör olmamış, bu yeteneklerini kendi çabalarıyla iş içinde doğallaştırmışlardı.

Bir komünist önder: Sezai Ekinci
Genç yoldaşlarımızın bulunduğu bir ortamda yeni çıkan bilgisayar oyunlarından konuşuyorlardı ama yorumsuz. Aklıma Şaban yoldaş geldi, buradan strateji-taktik konularında sonuçlar çıkarırdı diye düşündüm.
Bugünkü kuşağa garip gelecek belki ama, Sezai yoldaşın eşiyle 24 saati çok fazla birlikte yaşamadığı geliyor aklıma. İki kişilik bir dünyaları yoktu. Yaşamlarını bunun üzerine kurmamışlardı. Aile, burjuva toplumun en küçük kurumudur. O kendisini bu kurumun bir üyesi gibi hissetmiyordu. Bu durum profesyonel devrimciliğin bir karakteristiğidir. Yakın çevresine iç dökme gibi bir tarzı yoktu. Sorun varsa yazılır, rapor edilirdi. Geleneksel aile kurumunun ve ilişkilerinin dışına çıkmaktır bu, paylaşımı yapacağı yerin örgüt olduğunu bilirdi.
Sezai yoldaş, uzun süren cezaevi sürecinden teorik birikimini artırarak çıkmıştı. Teori ve program sorunlarına kafa yormak istiyordu. Geriye dönüşlerin çöküşle noktalandığı, sosyalizmin bittiği propagandalarının ayyuka çıktığı bir dönemdi. Geriye dönüşün nedenleri tartışılırken o, yeni bir döneme geçişin sorunlarına kafa yormaya başlamıştı. “Her şey bitti” diyenlere karşı özellikle günlük yaşamda, pratik içinde en ufak bir gevşemenin -ertelemecilik, verdiğin sözü yerine getirmeme- bu dönemde daha önemli olduğunu vurgulardı. Verdiği sözü yerine getirmemek, bir askeri eylemde silah getirmeyi unutmak kadar önemli olurdu. Özellikle yapılacak işlerin ertelenmesindeki hassaslık, kişilik özelliği değil, örgüt bilincinin ne kadar içselleştiğini gösteriyordu. Mücadelenin gerilediği dönemlerde hassasiyetinin daha da arttığını farkederdim.
Orak-Çekiç dağıtımı yaparken bu tür illegal eylemlerde her şeyi tamamlamış olmanın getirdiği rahatlıkla davrandığını görebilirdiniz. Çünkü tüm ayrıntıları önceden hesaplamış ve uygulamıştır. Birkaç kez tanık oldum; işini ciddiye alır, konsantre olur ama panik havası yoktur, soğukkanlıdır.
Remzi ve Şaban yoldaşların şehit düştüğü haberini aldıktan sonra 1 hafta neredeyse uyumadan yazdığını hatırlıyorum. Onlar hakkında uzun uzun konuşmazdı. Hiçbir hamaset tonu olmayan “şimdi daha çok çalışacağız” demenin yanında yaptığı şey korkunç bir tempoyla çalışmak, yemek yerken bile bir yandan kitap okumaktı. Çılgıncasına, bir boşvermişlikle değil tüm enerjisini çalışmaya ayırmıştı. Bu o güne mahsus değildi. Daha önce de geriye gidecek bir darbe alındığında, çalışma temposunu çok daha arttırdığını gözlemlemiştim. Bu konuda hassastı, mücadelenin darbe aldığı dönemlerde gevşeme onu çok daha fazla rahatsız ederdi.
Aile ilişkileri, çoğu devrimcinin zorlandığı ve eriyip teslim alındığı bir alandır. Sezai yoldaş pragmatist yaklaşmaz onların sosyalizmi öğrenmesi için çaba sarfeder, devrimciliği anlatırken daha iyi bir yaşam sürmek için bunu yapmaları gerektiğini söylerdi. Pragmatizmden kastım, onlardan bir şey elde etmek için değil, şu ya da bu işi bir an önce çözeyim diye değil, onları mücadeleye katarak, sorunu paylaşarak çözmeye çalışırdı. Bir ailenin evine yoldaşlarımızı yerleştirdi. Daha sonra yakalandıklarında biri evi gösterdi. Yıllar sonra evin sahipleri bu olayı “Satıldık, başımıza iş getirildi” diye değil iyi bir iş yaptıkları duygusuyla anlatıyorlardı. “Çok kızdık, korktuk” diyorlardı ama ona dönük en küçük bir sitemleri olmamıştı. Sezai’nin onlarla paylaşımı (“bir sorunumuz var, bunu birlikte çözeceğiz”) sayesinde yaptıkları bir işti. Mücadele içinde olmadığı halde o olay, Sezai ile paylaştığı bir olaydı. İdeallerini paylaşabildiği için bunu yapabiliyordu, her şeyden önce yaşamı emek üzerine kuruluydu. Düşünce ve idealleri ile kişiliği ve günlük yaşamı, davranışları arasında hiçbir çelişki yoktu. Sosyalizmin ve örgütün canlı propagandası gibiydi. Bunu gördükleri için söyledikleri onun zaten yaşadığı şeyler olarak insanların gözünde canlanırdı. Kimseyle “sen şusun” diye tartıştığını görmedim. Her şeyden önce konuştuğu insanlarla bir yeğeni, akrabası, arkadaşı vb. olarak konuşmazdı. Ona öncelikle toplumsal bir varlık olduğunu hissettirirdi. Onu, toplumsal sorunların bileşkesi içinde ele alır, sorunu bunun içinden ifade ederdi. Hiçbir olayda kendisini kişi olarak savunduğunu görmedim. Olayın kendisi, çözümü üzerinden tartışırdı. Ama çocukluğundaki güzel anılarını anlatmayı severdi.
Şaban Budak: Savaşta ustalaşmak
Sezai ile birlikte çok az kaldılar. Evde konuşmaz, dışarı çıkıp konuşmayı tercih ederlerdi. İşin ev içi “sohbet”e dökülmesinden hoşlanmazlardı. İyi sohbet de ederdi ama o noktada takılıp kalınmasını sevmez, mücadele ile bağını kurarak derinleştirirdi. Hangi konuda sohbete girersen gir, mücadele programına, hedeflerine bağlardı. Genelde çok konuşmadığı, hele de başkaları hakkında konuşmadığı halde -anlatsa bile olayın özünü verirdi- karşısındakinin bilincinin altında yatanı, gerileten ve gevşeten şeyi ortaya çıkarır, bunu “sen böyle düşünüyorsun” diye değil düşüncenin temellerini ortaya koyarak, yanlışlığını ve nasıl bakılması gerektiğini çok iyi ifade ederdi.
Dağıtımdan gelmiştik. Genelde “iş bitti” diye bir gevşeme olur, günün keyfini çıkaracak sudan sohbetlere dalma eğilimi olurdu bizde. Gittiğimiz evdeki kadın yemek hazırlamaya girişmişti. Çok yorgun olduğu halde yanına gidip onunla çocuklarıyla ilişkileri üzerine sohbete başladı. Bu sıradan bir sohbet değil, onu ileriye taşıyacak, bizim için “fedakar bir kadın” olarak kalmasına karşı bir içerik taşıyordu. Hiçbir zaman kendisini koyverdiğini, “çok iş yaptım” havasına girdiğini görmedim. Yaptığı iş, yapılması gerekendi. Bunun için beklentiye girmezdi.
Şaban’ın fotoğrafındaki gülümseme bir defalık değil bütün yaşamındaki halidir. İçten, zeki, muzip bir gülümseyiş yüzünde her zaman olurdu. Zekiydi. Kişisel çıkar için değil, örgütün sorunları için kafa yoran bir zekaydı. En çok ilgimi çeken yanı, genç olmasına rağmen tüm siyasi dergilerin yazılarını okumasıydı. Teori onun için günlük yaşamının bir parçası, beslenme kaynağıydı. Dıştan bakıldığında oradan oraya koşturan, iş örgütleyen biri gibiydi, uzun uzadıya kitap okuduğu görülmezdi ama teorik konularda kafa yorar, eve gittiği zaman kitapları karıştırıp sorularının cevaplarını arardı. Hızlı okuma gibiydi onunki. Onun kadar “hızlı teorisyen” tanımadığımı söyleyebilirim! Bağlantıları hızla bulup püf noktalarını çıkarabiliyordu.
Adana’da kısa sürede birçok emekçinin örgütlenmesinde hatta geçmişte örgütlü olup bir köşeye çekilmiş olanların yeniden örgütlenmesinde çok önemli bir payı vardı. Çünkü örgütlülüğün ruhunu yakalamıştı, o ruhu kavradığı için çok eski ilişkilerle bile çok kısa sürede iletişim kurmayı başarmıştı.
Hayal gücü çok genişti. Yolda yürürken gördükleri kimsenin aklına kolay kolay gelmeyecek düşünceleri üretmesine yol açabilirdi. Sıradan ve boş bir hayalcilik değil bilgi birikimi ile birleşik bir bakıştı. Doğrudan “şöyle olursa şunu yaparız”dediğini görmedim. Sorduğu sorulardan bir şeyler planlamaya çalıştığını farkedebiliyordum. Sonucu doğrudan konuşmaz, kafasında inşa etmeye çalıştığı şeyi sorularından hissedebilirdin.
Kendi düşüncelerini ifade edişi, bunları söylediği yer ve zamanı çok iyi programlar, özellikle kitle ilişkilerine gittiği zaman onlardan talep edeceği şeyleri, nerede ne zaman edeceğini çok iyi bilirdi. Hiçbir zaman genel sohbet ortamlarına sıkıştırmazdı. Onlara “abi gel dışarda konuşalım” der, sonra yeniden genel sohbete devam ederdi.
Genç olmasına, yeraltı konusunda büyük tecrübesi olmamasına rağmen yeraltı mantığını kavramıştı. Birçok yere birlikte gittiğimiz halde bana bile söylemesi gerektiği kadarını söylerdi. Bilmemem gereken şeyleri hiçbir zaman ondan öğrenmedim. Dökülmemek için kendini zorlamazdı tersine çok rahattı. Teoriye ilgisi, örgütçülüğü, illegalitedeki ustalığının, askeri alana da aynı biçimde yansıdığından eminim. Sokak sokak çatışmasını dinlediğimde bunu anlamıştım.
Onu çok erken kaybettik. Anlatırken en çok acı duyduğum yoldaşlardan biri. Yaşamındaki üretkenliğinin başındaydı. Potansiyeliyle kıyasladığımda henüz yokuşun başındaydı, aşabileceği çok dağlar vardı. Çok hızlı gelişip ilerliyordu. En erken kaybettiğimizi düşündüğümüz yoldaşlarımızdan biri oldu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder