ORAK CEKIC (TEMMUZ-AGUSTOS 2007)

Hangi yolda yürüyoruz ?

TİKB komünist bir örgüt olmanın özsel değerlerinden kopmadan sınırlarına karşı savaşıyor

Orak - Çekiç*, Temmuz-Ağustos 2007, Sayı: 113

Orak ÇekiçTarihin belirli dönemleri vardır. Kaotik bir geçişle karakterize olan bu dönemler, kendi içerisinde düzenlilik içeren önceki ve sonraki dönemleri birbirlerine bağlarlar. Bu geçişlerin kendisi hiçbir zaman bir düzenlilik göstermez; ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel, ahlaki, geleneksel her alan ve her düzeyde derin alt üst oluşlar, yer değişimleri, sıçramalar, öncekiyle yeni olan arasındaki gerilim ve çatışmalar bu süreçleri karakterize eder. Denge yerini dengesizliğe bırakır, düzenliliğin yerini düzensizlik alır, eskinin biçimleriyle yeninin belirimleri çatışır.

Yaşanmakta olan da budur. Emperyalist kapitalist sistemin içsel bir dönüşüm geçirdiği, ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel değişim ve dönüşümlerin birbirini izlediği bir geçiş dönemindeyiz. Üretim alanından başlayan, ekonomideki bir dizi alt üst oluşla da birlikte gerçekleşen dönüşüm, gerek alt üst oluşun, gerekse ortaya çıkmakta olanın oluşturduğu toplumsal-sınıfsal, siyasal, kültürel çelişki ve gerilimlerle birlikte sürüyor. Sistemin yeniden yapılanışı içerisinde egemen sınıflar arasındaki gerilim ve çelişkiler yeni biçimler kazanıp boyutlandığı gibi, yeniden yapılanmanın yıkıma uğrattığı sınıflar, dağılma ve çözülmeyle birlikte yeni bir temelde mücadele etmenin ve örgütlenmenin, örgütlenerek mücadele etmenin arayışları içerisinde. Tam da bunun içerisinde, çok azı dışında bütün ülkelerde, bütün kıtalarda, dünya ölçeğinde proletarya-burjuvazi çelişkisinin merkeze oturduğu dünya tarihinde yeni bir döneme geçiş yapılıyor.

Eskisi gibi kalan ve kalabilecek olan hiçbir şey yok! 70'li yılların ve daha önceki dönemlerin büyük mücadelelerinin içerisinde yer almış güçlü partileri, büyüklü küçüklü tüm örgütleri, değişen koşulları bilince çıkartıp kendilerini yeni bir temelde örgütleyemedikleri için ardı ardına çöktüler. Önceki bütün programlar eskidi, gücünü kaybetti, emekçi sınıflar için bir çekim merkezi oluşturmaz oldu. Sosyal demokrat ve revizyonist partiler, sendikalar etkilerini kaybettiler, eriyip küçüldüler. Devrimci parti ve örgütlerin çoğunluğu, mücadelenin yükseldiği bir önceki dönemden yenilgiyle çıktılar, yeni döneme ise geçiş yapamadılar. Sadece sermaye ve faşizmin saldırılarıyla değil yeni durum ve koşullara ayak uyduramadıkları için içerden de çözüldüler. Eski güçlerini büyük ölçüde yitirdiler. Devrimci yön zayıfladı, reformist politikalar baskın ve egemen hale geldi. Mücadeleden kaçışlar, ayrılmalar, kitlesel kopuşlar yaşandı. Politik önderlik gücü kayboldukça örgütsel düzeyde de irade kaybı ve enerji yitimi had düzeye çıktı. Bilincin yerini körlük, inancın yerini inançsızlık, güvenin yerini güvensizlik, kavganın yerini kaçkınlık, cesaretin yerini korku aldı. Proletaryanın ve devrimin öz güçlerine güvenmek yerine toplumsal alt üst oluşa karşı oluşan genellikle orta sınıflardan gelen reaksiyoner çıkışlara bel bağlandı. Büyük ideallerin savaşçısı olmak yerine gündelik çıkarlar, küçük hazlar yaşamın merkezine oturdu. Toplumsal çöküşle çürüme iç içe geçti. Yaşamın önceki anlam ve değerleri tümden yıkıldı. Tüm toplumsal ilişkilerin bireysel düzeyde tanımı ve yeni toplum ilişkilerinin bireysel çıkarlar üzerinden kuruluşu, yeni toplumun ideolojisi oldu. Çözülme ve dağılma sürecine giren komünist ve devrimci partiler, dünkü koşullarda mücadeleye kendisini özveriyle, korkusuzca adayan devrimciler, çok azı dışında, bu sürece eklemlendiler.

Türkiye'de de emekçi sınıf hareketlerindeki nispi yükselişin ve Kürt ulusal hareketindeki devrimci kabarmanın yerini durağanlığa bırakması ve giderek de daha gerileyen bir döneme girilmesiyle toplumsal koşullardaki değişimin belirginleştiği süreçler iç içe geçti. Bu gelişmelere gerek taktiksel gerekse stratejik düzeyde ve yeni bir örgütlenme ve mücadele düzeyine çıkılarak yanıt verilememesi devrimci parti ve örgütleri daha geri bir duruma düşürdü ve ağır sonuçlarla karşı karşıya bıraktı. Korunmaya ve geliştirilmeye çalışılan mücadele alan ve mevzileri iyice daraldı ve küçüldü. Bu süreci en ağır yaşayan örgütlerden birisi de gelişimine ayak bağı olan sorunları çözerek üst bir gelişim düzeyine çıkamayan biz komünistler olduk.

Emperyalist kapitalist sistemin her düzeyde ve her alanda yeniden yapılanmasıyla karakterize olan ve sistemin kendi içerisinde de bir dizi gerilim ve çatışmalarla gerçekleşen değişim ve dönüşümler, sınıf mücadelesinin koşullarını da değiştirdi. Mücadeleyi yeni koşulların içerisinde örgütlemeyi, komünist ve devrimci partilerin kendilerini yeni koşullara uyumlu hale getirmesini zorunlu kıldı, kılıyor. Bu değişim ve dönüşümler, proletarya ve halkların mücadelesini yeni bir düzleme taşıyor. Emekçi sınıfların büyük kesimleri proletaryaya yaklaşıyor; toplum proleterleşiyor, proletarya toplumsallaşıyor. Üretim ve emeğin toplumsallaşması ve sosyal işbölümünün kazandığı yeni biçimlere bağlı olarak proletaryanın sınıf mücadelesinin üzerinde gelişip büyüyeceği zemin gelişiyor, oluşan dönüşüm, tarihsel-stratejik ve güncel yeni olanaklar açıyor. Kapitalist-emperyalist sistemin derinlemesine ve genişlemesine gelişimiyle genelleşen proletarya-burjuvazi çelişkisi ve netleşen kapitalizm sosyalizm karşıtlığı, emekçileri büyüyen bir yoksulluk ve yoksunlaşmaya iten sermayenin neoliberal birikim politikalarıyla daha keskin biçimde ortaya çıkıyor. Zenginlik ve yoksulluğun uçlardaki birikimi, sınıfsal ve toplumsal çelişkileri büyütüyor. Mücadelenin gelişip üzerinde yükseleceği yeni tarihsel toplumsal koşullar, proletarya ve halkların mücadelesinin üzerinde yükseleceği, proletarya devrimleri için koşulları daha elverişli kılan yeni bir sınıf ittifakı zemini doğuyor.

TİKB bu koşulları bilince çıkartarak kendisini yeniden örgütlüyor. Kendi içerisinde kendisiyle savaşıyor. Proletaryayı örgütlemek ve proletarya devrimlerinin yeni döneminin önderi olmak için en geri ve gelişmemiş yönlerini sorguluyor. Komünist bir örgüt olmanın özsel değerlerinden kopmadan kendi darlıklarına, kendi sınırlılıklarına karşı mücadele ediyor. Dünkü biçimleri, geri olanı, tarihsel olarak eskimiş olanı yıkıp geçerek teori ve programda, örgütlenme ve taktiklerde yeni olanı açığa çıkarmanın ve geliştirmenin mücadelesini veriyor. Derin tarihsel toplumsal kökleri olup devrimci harekette düşünüşe, dönem kavrayışına, kadro biçimlenmesi ve çalışma tarzına damgasını vuran davranış ve ilişki biçimleriyle ayrımını derinleştiriyor. Dar bir devrimciler örgütü olmanın sınırlılıklarını aşarak, kendisini aynı ilişkiler içerisinde yeniden yeniden üretmeyi nihai olarak sonlandırmak için mücadele ediyor. Devrimci temellerine ve özsel değerlerine sıkı sıkıya bağlı olarak süreklilik içerisinde devrimci bir kopuşu örgütlüyor. Teorinin yoğunlaşmış ve çözüm bekleyen sorunlarına yanıt oluşturuyor ve bunları derinleştirmek için süreklileşmiş bir çaba gösteriyor. Programını ve devrim stratejisini mücadelenin değişen koşullarına uygun olarak yeniliyor. 21. yüzyılda kimi özellikleriyle değil bir bütün olarak ve tüm özellikleriyle sosyal devrimi gerçekleştirecek bir parti olarak kendisini inşa ediyor. Proletarya devrimlerinin teorisi ve taktiği olan Leninizme sıkı sıkıya bağlı kalarak iç ilişkilerinde düşünsel ruhsal birlik ve kolektif hareket yeteneğini güçlü kılacak yeni örgütsel işleyiş ve kurallara sahip günümüzün parti modelini yeni bir önderlik ve kadro anlayışını geliştirmenin adımlarını atıyor. Fiili tasfiyecilik halinin hala pratiğinde yansıyan kalıntı ve izlerine karşı mücadele ediyor. Fakat Türkiye devrimci hareketindeki gerileyiş ve çözülmenin, fiili tasfiyecilik halinin sadece mücadele koşullarındaki dönemsel değişim (90'ların ortalarından itibaren) ve bundan doğan bir gerilemenin sonucu olarak değil, mücadelenin tarihsel koşullarına yanıt veremeyişin ve bunun yarattığı erozyonun sonucu olduğunu bilerek, bu süreci yarmayı tek bir parametreden ele almıyor. Zamanın ve mekanın yeni bir kavrayışı düzeyine çıkamayan, toplumların ve sınıfların durumundaki değişiklikleri çözümleyemeyen, proletaryanın ve proletaryanın mücadelesinin yeni koşullarına kendini uyarlayamayan bir partinin geleceğinin olmayacağının bilinciyle hareket ediyor. Kendisini yeniden yapılandıran kapitalist-emperyalist sisteme karşı eskisine göre çok daha zorlu, bununla birlikte proletarya devrimleri için çok daha büyük ve olağanüstü imkanlar sunan mücadelenin yeni koşullarına göre hazırlanıyor. Bunu, devrimci bir sıçramanın ve dönüşümün sorunu olarak görerek ileriye doğru devrimci bir kopuşu örgütlüyor. Kendisinin iç engeli haline geleni, geri ve eskimiş olanı atıp yeni ve bugüne yanıt verecek olanı hakim kılmak için devrimci bir iç gerilim yaratıyor. Sorunların ele alınışı ve çözümünde de yeni bir parti kültürünün temellerini atıyor.

Kuşkusuz bunların hiçbiri bir çırpıda gerçekleşmiyor. Her biri ve bütünü için, içsel bir dönüşümü gerçekleştirebilmek için büyük bir emek; sınırsız bir çaba, düşünsel derinlik, irade gerekiyor. En zor olanı yapıyor, kendimize karşı savaşıyoruz. Geriliklerimizi bilmenin fakat onları aşamamanın sebep olduğu sıkışmalar, eskide ayak sürümeyle bu koşulları bilince çıkartmış olmanın kazandırdığı enerji, değiştirmek için büyüyen istek ve çaba karşıtlaşıyor. Geriye düşmeler ve yeniden sıçramalarla süren zorlu bir mücadele yaşanıyor. Kendi içerisinde diri, canlı, fakat henüz dünün etkilerini ve içe kırılmalarını, geriliklerini yenip tüm gücünü ve enerjisini ileriye doğru akıtamayan bir gövde. Bunu zorlayan yeni ve daha yüksek bir kavrayış, gelişim yönündeki kuvvetli istek ve bunlardan doğan enerji...

Bugünün öznesi olmak, geleceğin öznesi olmaktır


Her tarihsel durum içerisinde sorunların nihai çözüm halkası devrimci pratiktir. Her koşul ve durumda devrimci bir taktik konumlanış ve buna uygun devrimci bir pratik olmadan olağanüstü koşullar içerisinde mücadele edecek bir parti de olamaz. Sadece bu neden -yeni dönemin devrimci partisi olmak- dahi kendimizi daha ileri düzeyden örgütlemeyi, buna uygun bir bilinç ve duruş sahibi olmayı gerektiriyor. Fakat sadece bundan dolayı değil! Bugünkü koşulların gerçekçi devrimci kavranışı, işçi sınıfı ve halkların mücadelesini gerileten ve durağanlaştıran koşulların varlığıyla birlikte onun içerisindeki gelişim dinamiklerini de gösteriyor. İşçi sınıfı, halkları, devrimci parti ve örgütleri gerileten, çözüp dağıtan koşullar henüz ortadan kalkmış değilse de sınıf hareketini geliştirip büyütecek dinamikler de bugünkü koşulların içerisinde ortaya çıkıyor. Birçok ülkede neoliberal saldırılara karşı koyuş yönündeki direnişlerin sayısında artış ve hoşnutsuzluğun büyümesi görülüyor. Hareket, yavaş yavaş yeni bir mayalanma dönemine giriyor. Bundan dolayı sadece derin bir stratejik bilinç değil, bu farklılaşmaları gören ve ona göre tutum takınan güncel koşulların somut, güçlü bir kavrayışı da gerekiyor.

Bugünün önderliği nesnel koşullardaki geriliklere takılıp kalmadan onun içerisindeki hareketin gelişim potansiyellerini bulan, açığa çıkartan, sınıfın her eylemine sonuç alıcı bir şekilde yüklenen, hareketi örgütleyen ve dönüştüren bir önderliktir. Tam da bu noktada işçi sınıfı, gençlik ve göçmen emekçiler içerisindeki kampanyalarımız sadece günün değil geleceğin kazanılması açısından da belirleyici halkayı oluşturmaktadır. Gerek kampanyalar gerekse sınıf, gençlik örgütlenmesi (sendika), göçmen emekçilerin örgütlenmesi, proletaryanın enternasyonalist örgütlenmesine ilişkin stratejik ve somut politikalar kendinde bir teorinin soyutluğundan değil emekçilerin en somut ve yakıcı ihtiyaçlarından çıkış alan politikalardır. Onların her biri yürütüldükleri alandaki emekçilerin bugünkü ihtiyaçlarına yanıt vermektedirler, fakat ancak onlara maledildikleri zaman ve maledildikleri ölçüde dönüştürücü olacaklardır. Örgütsel çalışmamızın hedefi ve yapmamız gereken de bunu başarmaktır. Taktiğimize yön verecek olan da ne bu politikalara hızla yanıt vermeyen emekçi kitelerin durağanlık ve içsel dağınıklığıdır ne de taktiğin devrimci bir uygulanışından bizi alıkoyan kendi geriliklerimiz olabilir. Süreci içerden ve derinden, gelişme yönünden kavrayan, güçlü bir stratejik kavrayışla güncel koşulların güçlü kavranışını birleştiren, bunu pratiğinde gösteren bir duruşumuz olmalıdır. Sınıf mücadelesinin içerisinde devrimci bir varoluşun ötesinde kendimizi de yeni bir temelde örgütlemenin de koşuludur bu. Bugünün öznesi olmayan geleceğin öznesi de olamaz. Bugünü örgütleyemeyen geleceği örgütleyemez. Önceki dönemin geri ve geriletici düşünsel ve ruhsal ikliminden, mücadele ve yaşamla dikey ve devrimci bir ilişki kurmayan, hedef ve görevlerle bağını dolayımsızlaştırmayan yaşam tarzı ve ilişki biçimlerinden, verili koşullara teslim olmaktan ve kendisini geri koşullarla sınırlandıran bir pratikten hızla kurtulunmalıdır. Özneleşmenin en somut ve yakıcı olanı -canımızı da acıtacak olan ve acıtması gerekeni-, kendi geriliklerimize, düne ait ve eskimiş olana, yüzeyselliğe, part-time devrimciliğe karşı ileri ve devrimci olanla yürütülen savaştır. Mücadelenin geri koşullarına boyun eğmeyen, kendi örgütsel geriliklerine, ilkellik ve amatörlüğe teslim olmayan, mücadeleyi yeni koşullarda örgütleyebilen, her koşulda kendisini yenileyebilen bir örgüt ve hareketi ileriye doğru geliştirebilecek kanalları açabilen, yeni yollar bulan, gelişkin bir bilinçle yüksek bir enerjiyi, akılla ataklığı, güçlü bir iradeyle sonuca gidiciliği birleştirebilen kadrolar; bugün ihtiyacımız olan budur. Bugünü örgütlemek, kendimizi de yeni bir temelde örgütlemektir. Bugünün öznesi olmak geleceğin de öznesi olmaktır.

Bugünü kavrayışımız, yaptığımız ve yapmaya çalıştıklarımız bunlardır. Belirtilenler hangi yolda yürüdüğümüzü, nelere karşı mücadele ettiğimizi gösteriyor. Bizi bütün diğer parti ve örgütlerden ayıran da bunlardır. Onlarda, yeniyi kurmanın ve geleceğe yürümenin gücü vardır.

Hiç yorum yok: